https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/ Sat, 11 Dec 2021 08:42:18 +0000 en-US hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.8.4 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/wp-content/uploads/cropped-HUKUK-BUROSU-ISTANBUL-32x32.png https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/ 32 32 TAHLİYE DAVASI https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/tahliye-davasi/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/tahliye-davasi/#respond Fri, 10 Dec 2021 17:03:40 +0000 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2849 KONUT VE İŞYERİ KİRALARINDA TAHLİYE Taraflardan her biri kanunda veya sözleşmede belirtilen şartlara uyduğu takdirde sözleşmeyi feshedebilir. Belirli süreli anlaşmalarda; TBK m. 347’e  göre, maddesine göre kiracı sürenin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, […]

The post TAHLİYE DAVASI first appeared on .

]]>
KONUT VE İŞYERİ KİRALARINDA TAHLİYE

Taraflardan her biri kanunda veya sözleşmede belirtilen şartlara uyduğu takdirde sözleşmeyi feshedebilir.

Belirli süreli anlaşmalarda; TBK m. 347’e  göre, maddesine göre kiracı sürenin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.

Belirsiz süreli sözleşmelerde; kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.

Fesih bildiriminin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

Dava yoluyla tahliye;

TBK m. 354 hükmünde belirtildiği üzere, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiralananın dava yoluyla tahliyesine yönelik dava sebepleri kanunda belirtilen sebeplerle sınırlandırılmıştır. Bu hükümle kiracının kiralanandan kolayca çıkarılmasının önlenmesi ve kiracının korunması amaçlanmış olup, bu hükümlerde kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz.

Özellikle İstanbul gibi kalabalık şehirlerde kira fiyatlarının artmasıyla birlikte bazı mülk sahipleri kira bedelini yükseltmek maksadıyla kiracısını tahliye edip aynı mülkü daha yüksek bedelle başka kişilere kiralamak istemektedir.

Kiraya veren gereksinim, yeniden inşa ve imar amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağlama hakkına sahip olmasına rağmen bu hakkın kötüye kullanılmaması için 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’un 15. madde hükmünde düzenlenen Yeniden Kiralama Yasağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 355. maddesinde kapsamlı değişikliklerle birlikte yer almıştır.

  • Yeniden kiralama yasağı; kiralanan taşınmazın, kiralayanın gereksinimi sebebiyle tahliyesi (TBK m. 350/I), yeni malikin gereksinimi sebebiyle tahliyesi (TBK m. 351) ile yeniden inşa ve imar amacıyla boşaltılmasının sağlaması durumları sonucunda (TBK m. 350/II) üç farklı tahliye sebebiyle ortaya çıkabilir.
  • TBK 350/I: Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
  • TBK 350/II: Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise kira sözleşmesini kanunda belirtilen sürelere uyarak dava ile sona erdirebilir.
  • TBK 351: Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir.

Tahliye sağlandıktan sonra kiralananın kullanılmadan boş tutulması ya da karşılıksız kullandırılması yeniden kiralama yasağına aykırılık oluşturmaz.

Yeniden kiralama yasağına aykırı davranan kiralayan, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.

Yargıtay yerleşmiş kararlarında tahliye konusunda bir mahkeme kararının varlığı ve bu karara ilişkin icra emrinin kiracıya tebliğ edilmiş olma şartını aramaktadır. Kiraya verenin sadece sözlü olarak ihtiyaç nedeni ile tahliye talep etmesi ve hatta ihtarname göndermiş olması dahi, tazminata hak kazanmak için yeterli sayılmamakta, tahliyeye zorlama şartının ancak mahkeme kararının icraya konması ile sağlanmış olacağı kabul edilmektedir. Bu aşamalar gerçekleşmediği taktirde kiracı tazminata hak kazanamaz.

TBK 355/II ye göre gereksinim sebebiyle tahliye sebebi ortadan kalktığı durumlarda taşınmaz yeniden kiralanacak ise öncelik eski kiracıdadır fakat bu hakkın kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması gerekir. Öncelik hakkının kullanılması için yapılacak yazılı bildirim, basit yazılı şekle tabidir. Yapılacak yazılı bildirimin ardından eski kiracının bir aylık hak düşürücü süreyi sessiz geçirmesi, öncelik hakkından vazgeçtiğini ifade eder.

Stj. Av. Didem YAZICI

The post TAHLİYE DAVASI first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/tahliye-davasi/feed/ 0
KİRA BEDELİNİN TESPİTİ DAVASI https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/kira-bedelinin-tespiti-davasi/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/kira-bedelinin-tespiti-davasi/#respond Fri, 10 Dec 2021 16:51:37 +0000 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2843 KİRA BEDELİNİN ARTIŞI VE TESPİTİ Kira bedelinin belirlenmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesinde “Kira Bedeli” başlığı altında düzenlenmiştir. Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Tarafların kira bedelinde anlaşamaması durumunda; uyuşmazlığın giderilmesi için dava […]

The post KİRA BEDELİNİN TESPİTİ DAVASI first appeared on .

]]>
KİRA BEDELİNİN ARTIŞI VE TESPİTİ

Kira bedelinin belirlenmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesinde “Kira Bedeli” başlığı altında düzenlenmiştir. Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir.

Tarafların kira bedelinde anlaşamaması durumunda; uyuşmazlığın giderilmesi için dava açılması gerekmektedir. Kira parasının tespiti davaları kiralayan tarafından açılabileceği gibi kiracı tarafından da açılabilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 345. Madde gereğince kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. Ancak kira tespit davasının yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı taktirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlayacaktır.

Bununla beraber, kira sözleşmesinde yeni kira bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedelinin de, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olacağı kabul edilmektedir.

Kiranın tespiti kararının amacı kira sözleşmesinin yeni dönemde belli olmayan ücret unsurunu belirli bir hale getirmekten ibarettir. Bu aşamada kiranın tespitinde hukuki sonuç ancak hakimin kararıyla doğmaktadır.

Beş yıldan uzun süren anlaşmalarda; anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın kira bedeli hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir.

Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa; kira bedeli bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.

Kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa; 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak aşırı ifa güçlüğü durumunda değişiklik yapılabilir. TBK MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir.

Stj. Av. Didem YAZICI

The post KİRA BEDELİNİN TESPİTİ DAVASI first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/kira-bedelinin-tespiti-davasi/feed/ 0
İkale Sözleşmesi Gelir Vergisi İstisnası https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/ikale-sozlesmesi-gelir-vergisi-istisnasi/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/ikale-sozlesmesi-gelir-vergisi-istisnasi/#respond Thu, 06 Sep 2018 08:02:48 +0000 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2598/ İkale Sözleşmesi Gelir Vergisi İstisnası Gelir vergisi kesintisi yapılabilecek gelirlerin neler olduğu 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununda belirlenmiştir. İşçilerin kesinti yapılabilecek geliri ücret geliridir. Ücret, işçinin fiili çalışma karşılığı elde ettiği gelir olup tazminat ve yardım niteliğindeki ödemelerden farklı bir nitelik taşımaktadır. Bu farklı niteliği hizmet sözleşmesinin işçi ve işveren tarafından karşılıklı sonlandırılması aşamasında yani […]

The post İkale Sözleşmesi Gelir Vergisi İstisnası first appeared on .

]]>
İkale Sözleşmesi Gelir Vergisi İstisnası

Gelir vergisi kesintisi yapılabilecek gelirlerin neler olduğu 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununda belirlenmiştir. İşçilerin kesinti yapılabilecek geliri ücret geliridir. Ücret, işçinin fiili çalışma karşılığı elde ettiği gelir olup tazminat ve yardım niteliğindeki ödemelerden farklı bir nitelik taşımaktadır. Bu farklı niteliği hizmet sözleşmesinin işçi ve işveren tarafından karşılıklı sonlandırılması aşamasında yani “İkale Sözleşmesi” aşamasında ortaya daha fazla çıkmaktadır.

İkale sözleşmesiyle hizmet sözleşmesi feshedilmektedir. Hizmet sözleşmesinin feshine bağlı olan ve işçiye ödenmesi gereken yasayla belirlenen ödemeler, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, genel tatil, hafta sonu, yıllık için ücretleri, ek ödeme, menfaat bedeli, yardım niteliğindeki ödemeler, işsizlik tazminatı, iş kaybı tazminatı, iş güvencesi tazminatı, ikale tazminatı gibi adlar altında ödemelerin işçiye yapılacağı, işçinin de işvereni ibra edeceği kararlaştırılır.

İkale bedeli adı altında yapılan tazminat ödemeleri, işsizlik sebepleriyle işe başlatmama tazminatı, ek ödeme, menfaat bedeli, yardım bedeli, teşvik ödemesi, iş kaydı tazminatı gibi ikale sözleşmesinde kararlaştırılan bedellerin kanuni niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir.

İşverenler ikale sözleşmesiyle kararlaştırılan bütün ödemeleri ücret gibi bordroya yansıtıp gelir vergisi kesintisi yapıldıktan sonra çalışana ödemesini yapmayı, İşçiler de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 119’ncu maddesi kapsamında mükellef sıfatıyla bu hatanın giderilmesini temin için yasal yollara başvurmayı tercih etmekteydiler.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 25’nci maddesi 1’nci bendinde “işsizlik sebepleriyle (işe başlatmama tazminatı dahil) verilen tazminat ve yapılan yardımlar” gelir vergisinden istisna tutulmuştur.

21.03.2018 tarihli 7103 sayılı kanunun 7’nci maddesiyle 193 sayılı kanunun 61’nci maddesinin 3’ncü fıkrası 7 numaralı bent eklenmiş ve hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra; karşılıklı sonlandırma sözleşmesi veya ikale sözleşmesi kapsamında ödenen tazminatlar, iş kaybı tazminatları, iş sonu tazminatları, iş güvencesi tazminatları gibi çeşitli adlar altında yapılan ödemeler ve yardımlar ücret niteliğinde kabul edilmiş ve yasla sınırları aşmayan kısmı gelir vergisine tabi olmayacağı düzenlenmiştir. Bu yasal değişiklik mahkeme içtihatlarının getirdiği bütün kriterleri yasal metne kavuşturmuştur. Gelir vergisine tabi olmayan ödemeler de miktar yönünden sınırlandırılmıştır.

7103 sayılı Kanun’a göre bir çalışana yıllık ödenecek kıdem tazminatı ve diğer tazimat ve yardım adı altındaki ödemelerin toplamı (işe başlatmama tazminatı hariç olmak üzere) 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu‘na tabi en yüksek devlet memuruna Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenen azami emekli ikramiyesi olan 5.001,67-TL’yi (2018 Yılı Birinci Dönem Kıdem Tazminatı Tavanı) geçemeyecektir.

İşe başlatmama tazminatının gelir vergisinden istisna edilecek tutarın hesabında dikkate alınmamasının sebebi ise işe başlatmama tazminatının 7103 Sayılı Kanun’un değiştirdiği GVK. m.25/7 de değil GVK m. 25/1 de düzenlenmesidir. İşe başlatmamadan dolayı ödenmeyip de ikale sözleşmesinde bu ad altında bulunan tazminatlar esasen işe başlatmama tazminatı olarak değerlendirilemeyeceği için gelir vergisi istisnası üst sınırı konusunda diğer tazminat ve yardımlar gibi değerlendirilip toplam içerisinde yer alacaktır.

Örneklemek gerekirse; 10 yıl süresince iş sözleşmesine bağlı olarak çalışıp ikale sözleşmesiyle iş aktini fesheden çalışana ödenen kıdem tazminatı, iş kaybı tazminatı ve ek ödeme menfaat bedellerinin toplamı 86.000,-TL olup gelir vergisi istisnası üst sınırı 5.001,67 x 10 Yıl = 50.016,70 TL’nin üzerinde kalan aşkın 35.983,33 TL’lik kısım gelir vergisine tabi olacaktır.

7103 Sayılı Kanun ile gelen düzenleme vergi sorumlusu olan işverenin alışılagelmiş tavrını değiştirmeyip yine kararlaştırılan tüm ikale alacağını ücret gibi bordroya yansıtmaktan alıkoyar mı bilemeyiz fakat vergi mahkemelerinin bu konuda haksız kesilen gelir vergisinin iadesi konusundaki tavrı istikrarlı bir şekilde devam edecektir.

Av. Yasemin BAL
SMMM Muhammed HUSEYIN

The post İkale Sözleşmesi Gelir Vergisi İstisnası first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/ikale-sozlesmesi-gelir-vergisi-istisnasi/feed/ 0
Genç Girişimci Teşviki https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/genc-girisimci-tesviki/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/genc-girisimci-tesviki/#respond Thu, 06 Sep 2018 07:54:43 +0000 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2591/ Genç Girişimci Teşviki 18.05.2018 tarihli 30425 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7143 sayılı Vergi ve ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 22’nci maddesi ile; 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81’inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (k) bendi; “31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir […]

The post Genç Girişimci Teşviki first appeared on .

]]>
Genç Girişimci Teşviki

18.05.2018 tarihli 30425 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7143 sayılı Vergi ve ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 22’nci maddesi ile; 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81’inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (k) bendi; “31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 20’nci maddesi kapsamında genç girişimcilerde kazanç istisnasından faydalanan ve mükellefiyet başlangıç tarihi itibariyle 18 yaşını doldurmuş ve 29 yaşını doldurmamış olanlardan, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında 1/6/2018 tarihinden itibaren ilk defa sigortalı sayılan gerçek kişilerin primleri, 1 yıl süreyle 82’nci madde uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınır üzerinden Hazinece karşılanır. Adi ortaklıklar ve şahıs şirket ortaklıklarında sadece bir ortak bu fıkra hükmünden yararlandırılır.” hükmü kapsamında; 01.06.2018 Tarihinden itibaren 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20’nci maddesi kapsamında 18 yaşını doldurmuş 29 yaşını doldurmamış genç girişimcilerin işyeri açması halinde, sigorta primine esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan tutar üzerinden BAĞ-KUR Primleri (1) Yıl süreyle Hazine tarafından karşılanmaktadır.

01.06.2018 tarihinden itibaren ilk defa sigortalı sayılan gerçek kişilerin BAĞ-KUR primleri, 1 yıl süreyle sigorta primine esas kazanç alt sınır üzerinden hesaplanacaktır.

01.06.2018 tarihi ve sonrasına beyan girişi yapılsa dahi aylık prime esas kazançları, günlük prime esas kazanç alt sınırının otuz katı üzerinden tahakkuk ettirilecektir.

2018 yılı için 2.029,5 x% 34,5=700,18.-TL teşvik tutarından yaralanabilmek için kanunun aradığı koşullar aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

• İşyeri açılışının tescili 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na göre 30 Gün içinde yapılmalıdır. Geriye dönük tescil işlemi yapılması halinde teşvik vergi kaydının başladığı tarih itibariyle başlayacaktır.

• Genç girişimcinin kendi işinde fiilen çalışması veya işin kendisi tarafından sevk ve idare edilmesi zorunludur.

• Ölüm nedeniyle faaliyetin eş ve çocuklar tarafından devralınması hâli hariç olmak üzere; teşvikten yararlanacak genç girişimcinin işletmeyi eş veya üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) kan veya kayın hısımlarından devralmış olmamalıdır.

• Adi ortaklık veya şahıs şirketi bünyesi faaliyet yapılacaksa sadece bir ortak teşvikten yararlanacak, teşvik kapsamında seçilecek ortak en genç olan ortak olacaktır.

• Diğer ortaklıklarda ortakların ayrı ayrı teşvik koşullarıını sağlaması zorunludur. Ortaklardan herhangi biri teşvik şartını sağlamıyorsa teşvik koşullarını sağlayan genç girişimci teşvikten yararlanamayacaktır.

• Mevcut bir işletmeye veya mesleki faaliyete sonradan ortak olunmaması gerekmektedir.

• Teşvikten yararlanırken sigortalılığı sona erenlerden 1 yıl içinde yeniden sigortalılığı başlayanların kalan aylar için teşvikten yararlanmaları mümkün değildir. Sigortalılık bir başka işveren yanında hizmet akdiyle çalışma nedeniyle sona ermişse 1 yıl içerisinde 4/1-b kapsamında yeniden sigortalılık başlamışsa teşvikten yararlanılabilecektir.

Prim teşvikinden yararlanmak isteyen genç girişimci tescil işlemini veri transferi aracılığı ile internet üzerinden yapabilecektir. Gelir İdaresi Başkanlığı ile karşılıklı veri transferi yapılıncaya kadar Bağ-Kur prim teşvikinden yararlanmak isteyen genç girişmci gelir vergisi istisnasından yararlandığına dair belgeyi bağlı bulunduğu SGK’na vermek zorundadır.

SMMM Muhammed HUSEYIN
Av. Arb. Yasemin BAL

The post Genç Girişimci Teşviki first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/genc-girisimci-tesviki/feed/ 0
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde KDV Yükümlülüğü https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesi-kdv/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesi-kdv/#comments Fri, 13 Jul 2018 14:16:57 +0000 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2584/ Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde KDV Yükümlülüğü Taşınmaz Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri; arsa sahibinin müteahhide devrettiği arsa payı karşılığında, müteahhidin yaptığı inşaatın bir kısmını konut veya işyeri olarak arsa sahibine teslimini düzenleyen sözleşmelerdir. Bu sözleşmede arsa sahibinin arsayı devretme, müteahhidin inşaattan konut veya işyeri teslim etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Gerek gerçek usulde mükellefiyeti gerektirmeyecek […]

The post Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde KDV Yükümlülüğü first appeared on .

]]>
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde KDV Yükümlülüğü

Taşınmaz Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri; arsa sahibinin müteahhide devrettiği arsa payı karşılığında, müteahhidin yaptığı inşaatın bir kısmını konut veya işyeri olarak arsa sahibine teslimini düzenleyen sözleşmelerdir. Bu sözleşmede arsa sahibinin arsayı devretme, müteahhidin inşaattan konut veya işyeri teslim etme yükümlülüğü bulunmaktadır.
Gerek gerçek usulde mükellefiyeti gerektirmeyecek şekilde arızi bir faaliyet olarak arsa payını konut veya müteahhide devreden arsa sahibi, gerek iktisadi bir işletmeye dahil arsanın sahibi, gerekse arsa alım satımını mutat ve sürekli bir faaliyet olarak sürdüren arsa sahibi vergi yükümlülüğünü müteahhide yüklemeyi tercih etmektedirler. Ancak Vergi Usul Kanununun 8’nci maddesi 3’ncü fıkrasında “Vergi Kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya sorumluluğuna müteallik özel mukaveleler vergi dairesini bağlamaz.” hükmü bulunduğundan, vergisel yükümlülüklerin devlet nezdindeki muhatabının özel sözleşmelerle değiştirilmesi söz konusu olamayacağı gibi vergi kanunlarının vergi mükellefi veya vergi sorumlusu kıldığı kişi veya kurumların bu ödevlerini yerine getirmemesinin gerekçesi tarafların aralarında düzenledikleri özel sözleşmeler olamaz.

Özel sözleşmeler, vergi yükümlülüğü açısından yükümlüyü değiştiremez ama yükümlünün vergisel yükümlülüğünü yerine getirmesinin akabinde özel sözleşmeye göre diğer tarafa rücu olanağı sağlamaktadır.
Arsa Sahibinin Müteahhide Arsa Devrinde KDV; arsanın bir iktisadi işletmeye dahil olması veya arsa sahibinin arsa alım satımını mutat ve sürekli bir faaliyet olarak sürdürmesi halinde arsa sahibi KDV yükümlüsüdür. Gerçek usulde mükellefiyetini gerektirmeyecek şekilde, arızi bir faaliyet olarak arsa payını konut veya işyeri karşılığında müteahhide devreden arsa sahibi KDV yükümlüsü değildir. (05.06.2018 T. 30442 sayılı R.G.-18 Seri Nolu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ)

Müteahhidin Arsa Saibine Konut veya İşyeri Tesliminde KDV; 3065 sayılı KDV Kanunu 27’nci maddesinin 6’ncı fıkrasında, müteahhit tarafından arsa sahibine teslim edilecek konut veya işyerinin KDV’ne esas alınacak bedelinin tespitinde, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 267’nci maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan ikinci sıradaki maliyet bedeli esasına göre belirlenen maliyet bedeline, toptan satışlar için %5, perakende satışlar için %10 ilave etmek suretiyle bulunan emsal tutar üzerinden KDV uygulanacaktır. Emsal bedelin tayininde genel idare giderleri ve genel giderlerden mamule düşen hissenin bedele katılması mecburi olduğundan, genel idare giderleri ve genel giderlerden konut veya işyerine düşen hissenin arsa karşılığı inşaat işlerine ilişkin bedele dahil edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, arsa sahibine teslim edilecek konut veya işyerlerine ilişkin arsa payının müteahhide devri söz konusu olmadığından, arsa sahibine bırakılacak konut veya işyerlerinin maliyet bedelinin tespitinde arsa payı dikkate alınmayacaktır.

Örnek : Bay (A), iktisadi işletmesine dahil olmayan arsası için müteahhit (B) A.Ş. ile 20.5.2018 tarihinde arsa payı (kat) karşılığı inşaat sözleşmesi imzalamıştır. Söz konusu sözleşmeye göre arsa sahibi Bay (A), inşa edilecek 20 konuttan 8’ini ve 5 işyerinden 2’sini alacaktır.
Bay (A)’nın müteahhit (B) A.Ş.ye arsa tesliminde vergi uygulanmayacaktır.”
(B) A.Ş., 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 267’nci maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan ikinci sıradaki maliyet bedeli esasına göre arsa sahibine vereceği 8 konut ve 2 işyeri için perakende satış olması nedeniyle maliyet bedeline %10 ilave etmek suretiyle sırasıyla 880.000,-TL ve 330.000,-TL olmak üzere toplam 1.210.000,-TL bedel hesaplamıştır. Bu durumda, inşa edilen konutların %1 KDV oranına tabi olduğu varsayıldığında, (B) A.Ş. tarafından arsa sahibine teslim edilen konutlara ilişkin (880.000x%1) 8.800,-TL KDV, işyerlerine ilişkin (330.000x%18) 59.400,-TL KDV olmak üzere toplam 68.200,-TL KDV hesaplanacak, müteahhit tarafından beyan edilecek ve müteahhit tarafından ödenecektir. (KDV hesaplamasının nasıl yapılacağı KDV Uygulama Genel Tebliğinde açıklanmıştır.)

KDV Kanununun 58’nci maddesi; mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden gerek hesaplanan KDV gerekse mükellefçe indirilebilecek KDV’nin Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilemez. Ancak müteahhit tarafından arsa sahibine ilave bir miktar para verilmesi durumunda bu tutar müteahhit açısında gider olarak kaydedilebilecektir. Eğer müteahhit tarafından arsa sahibine 68.200,-TL tutar para verilmiş ve vergisel yükümlülüğün taraflara ait olduğunu kararlaştırılmış olsaydı, müteahhidin arsa sahibine verdiği 68.200,-TL müteahhit tarafından gider veya maliyet olarak kaydedilebilecek, konut ve işyeri teslimi dolayısıyla hesaplanan 68.200,-TL KDV müteahhide ödenecek, müteahhit cephesinde aynı tutar nakit giriş ve çıkışı olduğu için bir değişiklik veya fazladan maliyet oluşmayacaktır.

Av. Yasemin BAL

The post Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde KDV Yükümlülüğü first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/kat-karsiligi-insaat-sozlesmesi-kdv/feed/ 1
Yurt Dışından Ödenen İşçilik Ücretlerinin Gelir Vergisinden İstisnası https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/yurt-disindan-odenen-iscilik-ucretlerinin-gelir-vergisinden-istisnasi/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/yurt-disindan-odenen-iscilik-ucretlerinin-gelir-vergisinden-istisnasi/#respond Sat, 17 Feb 2018 23:00:43 +0000 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2573/ Yurt Dışından Ödenen İşçilik Ücretlerinin Gelir Vergisinden İstisnası 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesinin 14 numaralı bendinde; kanuni ikametgahı Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin çalışanları, işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretlerin gelir vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır. Bu hükme göre, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete […]

The post Yurt Dışından Ödenen İşçilik Ücretlerinin Gelir Vergisinden İstisnası first appeared on .

]]>
Yurt Dışından Ödenen İşçilik Ücretlerinin Gelir Vergisinden İstisnası

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesinin 14 numaralı bendinde; kanuni ikametgahı Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin çalışanları, işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretlerin gelir vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır.

Bu hükme göre, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi kurumların bünyesinde çalışan hizmet erbabına ödenen ücretlere bu istisnanın uygulanabilmesi için;

1- Kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunmaması,

2- Türkiye’de hiçbir şekilde kazanç elde edecek şekilde faaliyette bulunmaması,

3- Dar mükellef olması,

4- Çalışan ile yazılı veya sözlü iş sözleşmesinin bulunması,

5- Çalışana yapılan ödemenin işçilik ücreti olarak yapılması,

6- Çalışana yapılan işçilik ücreti ödemesi işverenin yurt dışı kazançlarından karşılanması,

7- İşçilik ücretinin döviz olarak ödenmesi, (Yurt dışından döviz olarak gelen paraların Merkez Bankası veya diğer bankalarda bozdurularak Türk parası olarak ödendiğinin belgelenmesi halinde de bu şart yerine getirilmiş sayılır.)

İşçilik ücretinin işverenin Türkiye’deki hesaplarına gider olarak kaydedilmemesi halinde gelir vergisinden istisnadır.

Yurtdışında faaliyet gösteren firmayla iş sözleşmesi imzalamadan veya iş sözleşmesi imzalasa bile, yurtdışında çalışanın sosyal güvenlik işlemleri yapılmaksızın, iş sözlemesiyle belirlenen ücretin yurtdışından işçinin banka hesabına  “işçilik ücreti” ibaresi yer almaksızın veya yer alsa bile TL üzerinden aktarılması durumunda; bu gelir serbest meslek kazancı olarak değerlendirileceğinden mükellefiyet oluşturulması gerekeceğinden Gelir Vergisinden istisna edilemez.

Av. Yasemin BAL

The post Yurt Dışından Ödenen İşçilik Ücretlerinin Gelir Vergisinden İstisnası first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/yurt-disindan-odenen-iscilik-ucretlerinin-gelir-vergisinden-istisnasi/feed/ 0
Sigorta Prim Teşviklerinden İşverenin Geriye Doğru Yararlanması https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/sigorta-prim-tesviki/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/sigorta-prim-tesviki/#respond Sat, 17 Feb 2018 22:46:18 +0000 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2563/ Sigorta Prim Teşviklerinden İşverenin Geriye Doğru Yararlanması Teşvik uygulamalarından çeşitli sebeplerle yararlanamayan ya da hatalı teşviklerden yararlanan işverenler geriye dönük olarak teşvik uygulamalarından yararlanmak istemekteyse de; ilave istihdam artışı sağlanmaksızın ya da uygulanan teşvikin getiriliş amacına aykırı olarak sadece daha kapsamlı ve maddi getirisi yüksek olan teşvik uygulamalarından yararlanma amacıyla hareket eden işverenlere, 18.03.2015 tarihli […]

The post Sigorta Prim Teşviklerinden İşverenin Geriye Doğru Yararlanması first appeared on .

]]>
Sigorta Prim Teşviklerinden İşverenin Geriye Doğru Yararlanması

Teşvik uygulamalarından çeşitli sebeplerle yararlanamayan ya da hatalı teşviklerden yararlanan işverenler geriye dönük olarak teşvik uygulamalarından yararlanmak istemekteyse de; ilave istihdam artışı sağlanmaksızın ya da uygulanan teşvikin getiriliş amacına aykırı olarak sadece daha kapsamlı ve maddi getirisi yüksek olan teşvik uygulamalarından yararlanma amacıyla hareket eden işverenlere, 18.03.2015 tarihli Sigorta Prim Teşviklerinden Geriye Yönelik Yararlanma Talepleri Konulu 2015/10 Sayılı Genelge ile ciddi sınırlamalar getirilmiştir.

Bu genelgenin yayımlanmasından önce; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca 12.10.2010 tarih ve 27579 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin Aylık Prim ve Hizmet Belgelerinin Sonradan Verilmesi başlıklı 103. Maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen “Daha önce Kuruma belge türü veya kanun numarası hatalı seçilerek verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerine ilişkin düzeltme amaçlı olarak yasal süresi dışında verilen aylık prim ve hizmet belgeleri, düzeltme ile fiili hizmet süresi zammı kazandırma hali hariç, belgede kayıtlı sigortalılar ve bu sigortalıların prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazanç tutarının aynı olması kaydıyla, ayrıca incelemeye gerek kalmaksızın işleme alınır. Bu nitelikte verilen aylık prim ve hizmet belgelerine idarî para cezası uygulanmaz…” hükmüne göre; SGK’ya işveren tarafından yasal süre içinde aylık prim hizmet bildirgelerinde yararlanılmak istenen teşviklerin kanun numaralarının seçilerek verilmesi, yine sadece kanunun numarası değiştirilmek suretiyle ek/iptal bildirgesi düzenlenerek hali hazırda yararlanılan teşvikten farklı bir teşvik uygulamasından yararlanılmasında bir sorun bulunmamaktaydı. Böylece işverenler 18.03.2015 tarihinden önce herhangi bir sigorta prim teşvikinden yararlandıktan sonra geriye dönük olarak başka bir sigorta prim teşvikinden yararlanabilmekteydiler.

Bu genelgenin yayımlanmasından sonra ise; herhangi Bir Sigorta Primi Teşvikinden Yararlandıktan Sonra, Geriye Yönelik Başka Bir Sigorta Primi Teşvikinden Yararlanma Talepleri Hakkında Yapılacak İşlemler Başlıklı İkinci Bölümünde “Sigorta primi teşviklerine ilişkin yasal düzenlemelerde yer alan usul ve esasların belirlenmesine ilişkin hükümler dikkate alınarak ilgili bakanlık ve kuruluşların görüşleri alınmak suretiyle konu yeniden değerlendirilmiş olup, bundan böyle aylık prim ve hizmet belgelerini tercih edilen sigorta primi teşvikine ilişkin kanun numarası seçmek suretiyle düzenleyip teşvikten yararlanıldıktan sonra, sigorta primi teşvikinin değiştirilmesi yönündeki talepler işleme alınmayacaktır.” hükmü getirilmiştir. Bu hükme göre mevcut durumda yararlanılan teşviklerden ek/iptal aylık prim hizmet verilmesi suretiyle vazgeçip geriye dönük olarak başkaca bir teşvikten yararlanma imkânı kalmamıştır.

Yine aynı genelgenin diğer hususlar başlıklı dördüncü bölümünde ise “Bu genelge hükümleri yayımı tarihi itibariyle yürürlüğe girer. Bu genelgenin yayımı tarihinden önce SGK İl Müdürlüklerine / SGK Merkezlerine yapılan teşvik değişiklik talepleri hakkında bu genelge hükümleri uygulanmaz.” hükmüyle genelgeden önceki başvurularda genelgeden önceki yasal düzenleme aynen korunmuştur.

Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı

Vergi Kanunları İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla; istihdamı artırmaya yönelik yeni istihdam teşviklerinin hayat geçirilmesi, sigorta primlerinden geriye dönük olarak yararlanmada ortaya çıkan belirsizlik ve mağduriyetlerin çözüme kavuşturulması, mevzuat boşluklarından yararlanarak teşvik uygulamalarında amacı dışında faydalanmanın önlenmesi, çeşitli nedenlerle teşvik uygulamalarından yararlanamamış işverenlerin mağduriyetleri giderilmesi hedeflenmiştir.

Tasarının Ek 17/1’nci maddesiyle; başvuru 6 aylık süre ile sınırlandırılmıştır. “Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” hükmüne istinaden geriye dönük olarak ne kadar süreyle teşviklerden yararlanılacağı kesin olarak belirlenmiştir. Bu noktada işverenler çeşitli nedenlerle yararlanamadıkları ya da aynı sigortalı için yaralanmış oldukları teşvikten başkaca bir teşvikten yararlanmak istemeleri halinde başvuru yaptıkları tarihten geriye yönelik altı aylık süreyle bu imkândan yararlanacaklardır.

Tasarının Ek 17/2’nci maddesiyle; bir defaya mahsus 6 aylık süre sınırlaması kaldırılmıştır. “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” hükmene istinaden bir defaya mahsus olmak üzere kanun yayım tarihini takip eden ay başından başlamak üzere bir ay içerisinde talepte bulunacak olan işverenlerin yaralanmadıkları teşvik uygulamalarından yararlanma talepleri ile yararlandıkları teşvik uygulamalarını değiştirmek isteyenlerin bu taleplerinin süre sınırlaması uygulanmaksızın gerekli şartları sağlamaları halinde kabul edileceği düzenlenmiştir.

Bir defaya mahsus süre sınırlaması olmaksızın teşviklerden yararlanacak işverenlere iade edilecek tutarlar öncelikle işverenlerin SGK’ya olan muaccel borçlarından mahsup edilecek, borç mahsubundan sonra kalan miktarlar ise hesaplanacak kanuni faizleri ile birlikte 3 yıl içerisinde işverenlere ödenecektir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere ise yapılacak iadeler 6 aylık taksitler halinde ödenecektir. Daha önce bu konuda Sosyal Güvenlik Kurumuyla davalık olan işverenler için ise görülmekte olan davaları nedeniyle ayrıca bir başvuru şartı aranmayacaktır.

Tasarının Ek 17/3 ve 4’ncü maddesiyle; Ek 17/2 maddesi kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödeneceği hükmü getirilmiştir. Ödeme, öncelikle 88/14 ve 16 fıkralarına muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yıl sonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edileceği, kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılacağı belirtilmiştir.

Görülmekte olan davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar Ek 17/3 madde hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.

Ancak sigorta prim uygulamalarında geriye dönük yaralanma noktasında süre sınırı olmaksızın bu haktan yararlanmak isteyen işverenlerin söz konusu maddenin yayım tarihini takip eden ay başından itibaren bir aylık süreye dikkat etmeleri gerekmektedir. Söz konusu sürenin kısıtlı olması sebebiyle işverenlerin ivedilikle teşvik analizlerini doğru bir şekilde yaptırıp bu haktan yararlanmaları için SGK’ya başvuru yapmaları gerekmektedir.

Av. Yasemin BAL

The post Sigorta Prim Teşviklerinden İşverenin Geriye Doğru Yararlanması first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/sigorta-prim-tesviki/feed/ 0
Yurtdışı Boşanma Kararlarının Tanınması ve Tenfizi https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/yurtdisi-bosanma-kararlarinin-taninmasi-ve-tenfizi/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/yurtdisi-bosanma-kararlarinin-taninmasi-ve-tenfizi/#respond Mon, 13 Nov 2017 12:04:39 +0000 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2555/ Yurtdışı Boşanma Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Türk vatandaşlarının yurtdışı mahkemeleri veya idari makamlardan aldıkları boşanma, evliliğin iptali, evliliğin butlanı kararları ve bu kararların içinde yer alan velayet, nafaka, tazminat kararları kendiliğinden Türkiye’de geçerli değildir ve boşanmaya ilişkin kısım nüfus kayıtlarına işlenemez. Yurtdışında boşanan Türk vatandaşları Türkiye’de evli olarak görünmeye devam ederler. Türkiye’de boşanma kararının nüfus […]

The post Yurtdışı Boşanma Kararlarının Tanınması ve Tenfizi first appeared on .

]]>
Yurtdışı Boşanma Kararlarının Tanınması ve Tenfizi

Türk vatandaşlarının yurtdışı mahkemeleri veya idari makamlardan aldıkları boşanma, evliliğin iptali, evliliğin butlanı kararları ve bu kararların içinde yer alan velayet, nafaka, tazminat kararları kendiliğinden Türkiye’de geçerli değildir ve boşanmaya ilişkin kısım nüfus kayıtlarına işlenemez.
Yurtdışında boşanan Türk vatandaşları Türkiye’de evli olarak görünmeye devam ederler. Türkiye’de boşanma kararının nüfus kayıtlarına işlenebilmesi için; yurtdışı mahkemeleri veya idari makamlarından verilen kararın içeriğine veya niteliğine göre ya Türk idari makamlarına başvuru ya da Türk mahkemelerinde tanıma ve tenfiz davası açılarak tanınması ve tenfiz edilmesi zorunludur..

A- İdari Yollarla Tanıma ve Tenfiz

29.04.2017 tarihli 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun, yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tescili başlıklı 27’nci maddesine eklenen hüküm kapsamında; yabancı ülke mahkemeleri veya idari makamlarının Türk vatandaşlarına ilişkin verdiği, usulüne uygun kesinleşmiş “Boşanma, Evliliğin İptali, Evliliğin Butlanı” kararlarının Türkiye’de dava açılmaksızın idari yollarla tanınması ve kararların nüfus kayıtlarına tescil edilmesi yani işlenmesi mümkündür.
Madde 27/A – (1) Yabancı ülke adli veya idari makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir.
(2) Nüfus kütüğüne yapılacak tescil işlemleri, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilcilikler, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen nüfus müdürlükleri tarafından yapılır.
(3) Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye’de tanınması, 27.11.2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır.”.

İdari yolla Tanıma ve Tenfizinin yapılabilmesi için;.

• Yurtdışı Mahkeme veya İdari makamlardan verilen boşanma, evliliğin iptali veya evliliğin butlanı kararlarının Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kamu düzenine açıkça aykırı bir unsur taşımaması şarttır.
• Yurtdışı Mahkeme veya İdari makamlardan verilen boşanma, evliliğin iptali veya evliliğin butlanı kararlarının kesinleşmiş olması ve apostil şerhini taşıması şarttır.
• Yurtdışı Mahkeme veya İdari makamlardan verilen boşanma, evliliğin iptali veya evliliğin butlanı kararlarının taraflarının (karı-kocanın) her ikisinin veya her ikisinin tayin ettiği avukatlarının yetkili makama birlikte başvurmaları şarttır..

Tarafların veya vekillerinin Türkiye’de idari makamlara birlikte başvuru yapmasının mümkün olmaması veya kararın yetkili makam tarafından Türkiye kamu düzenine açıkça aykırı ise Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) kapsamında Türkiye’de tanıma ve tenfiz davası açmak zorunludur.
Yurtdışından verilen boşanma kararının içinde velayet, nafaka ve boşanmanın feri niteliğinde tazminata ilişkin hükümler varsa; boşanma kararının dışında kalan bu kısımlar için Türkiye’de tanıma ve tenfiz davası açılması zorunludur.
690 sayılı KHK’nın Yönetmeliği henüz düzenlenmemiştir. Yönetmelik düzenlenene kadar Türkiye Mahkemleri’nde dava açarak Tanıma ve Tenfiz yapılacaktır..

B- Mahkeme Yoluyla Tanıma ve Tenfiz

12.12.2007 tarihli 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) kapsamında; yabancı ülke mahkeme veya idari makamlarının Türk vatandaşlarına ilişkin verdiği, usulüne uygun kesinleşmiş; boşanma hükmüyle birlikte velayet, nafaka, tazminat hükümlerini içeren veya boşanma hükmü içeriğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kamu düzenine aykırılık taşıyan veya kararının taraflarının / tarafların avukatlarının birlikte idari makamlara başvuru yapamadığı durumlarda, Boşanma, Evliliğin İptali, Evliliğin Butlanı” kararlarının Türkiye’de dava açarak tanıma ve tenfizinin yapılması ve nüfus kayıtlarına tescili yani işlenmesi mümkündür..

Mahkeme yoluyla Tanıma ve Tenfizinin yapılabilmesi için;
• Yurtdışı Mahkeme veya İdari makamlardan verilen velayet kararlarının Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kamu düzenine açıkça aykırı bir unsur taşımaması şarttır.
• Yurtdışı Mahkeme veya İdari makamlardan verilen boşanma, evliliğin iptali veya evliliğin butlanı kararlarının kesinleşmiş olması ve apostil şerhini taşıması şarttır.
• Yurtdışı Mahkeme veya İdari makamlardan verilen boşanma, evliliğin iptali veya evliliğin butlanı kararlarının taraflarından birinin kendisinin veya tayin ettiği avukatının Türk mahkemelerinde dava açması şarttır..

Ortaklaşa Velayet

Yabancı mahkeme veya idari makamlardan verilen “Ortaklaşa Velayet” kararları 25.03.2016 tarihli 6684 sayılı 11 Nolu Protokol İle Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun kapsamında Türk kamu düzenine aykırı değildir.
APOSTİL ŞERHİ: 08.05.1962 tarihli Lahey Sözleşmesi ile 29.06.1984 Tarihli 3028 sayılı Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesinin Tasdikinin Uygun Olduğu Hakkında Kanun kapsamında; sözleşmeye taraf olan ülkelerin düzenlediği bir belgenin; o belgeyi düzenleyen ülkenin resmi makamları tarafından düzenlenmiş olduğunu, diğer ülkelerde de yasal olarak geçerli kabul edilmesini sağlayan tasdik işlemidir. Resmi belgeyi düzenleyen ülkenin kendisinin belirlediği yetkili makamları tarafından damga vurulması veya etiket yapıştırılmak suretiyle gerçekleştirilir. Türkiye’de düzenlenen idari belgeler için Valilikler, adli belgeler için Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı, Ağır Ceza Mahkemeleri apostil şerhi vermeye yetkilidir.

Av. Yasemin BAL

The post Yurtdışı Boşanma Kararlarının Tanınması ve Tenfizi first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/yurtdisi-bosanma-kararlarinin-taninmasi-ve-tenfizi/feed/ 0
Anonim Şirketlerde Avukat Bulundurma Zorunluluğu https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/anonim-sirketlerde-avukat-bulundurma-zorunlulugu/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/anonim-sirketlerde-avukat-bulundurma-zorunlulugu/#respond Fri, 29 Sep 2017 08:20:43 +0000 https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2505/ Anonim Şirketlerde Avukat Bulundurma Zorunluluğu 19.03.1969 tarih ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda “kamu hizmeti ve serbest bir meslek” olarak tanımlanan avukatlığın amacı; hukuki ilişkilerin düzenlenmesi, hukuki sorunlar ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesiyle hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. 08.02.2008 […]

The post Anonim Şirketlerde Avukat Bulundurma Zorunluluğu first appeared on .

]]>
Anonim Şirketlerde Avukat Bulundurma Zorunluluğu

19.03.1969 tarih ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda “kamu hizmeti ve serbest bir meslek” olarak tanımlanan avukatlığın amacı; hukuki ilişkilerin düzenlenmesi, hukuki sorunlar ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesiyle hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. 08.02.2008 tarihinden itibaren; Avukatlık Kanunu’nun 35/3 maddesiyle esas sermaye istemini benimseyen Eski Türk Ticaret Kanunu’nun 272’nci maddesine yapılan gönderme; yürürlükteki 6103 sayılı kayıtlı sermaye sistemini benimseyen Yeni Türk Ticaret Kanununun 7’nci ve 332’nci maddesinde “Esas Sermaye ve Kayıtlı Sermaye sistemlerindeki ikili ayırım gözetilerek Avukat Bulundurma Zorunluluğu” devam etmektedir.
• Bu durumda; (TTK md. 332/f.1) kapsamında; “esas sermayesi ödenmiş olsun olmasın 250.000,-TL veya daha fazla olan anonim şirketlerin sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğu” bulunmaktadır. Kuruluş sermayesinin 250.000,-TL olması halinde tescil ile tüzel kişilik kazandığı tarihte (TTK mad. 355/f.1), sermaye artırımı sonrasında esas sermayesi 250.000,-TL olursa sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının ticaret siciline tescil edildiği tarihte doğacaktır. (TTK mad. 456/f.4) Bu şirketler; kendileri bizzat dava açamayacakları gibi açılmış davalara cevap vermeleri veya davaları takip etme haklarını avukat vasıtasıyla kullanabilecektir.

Bu şirketler; 2017 yılı için asgari 1.650,-TL sözleşmeli avukat aylık ücreti ödeyeceklerdir. Bu ücret, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. Buna karşılık, icra takipleriyle, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Sayıştay’da temyizen ve bölge idare ve bölge adliye mahkemelerinde itirazen görülen işlerin duruşmaları ayrı ücreti gerektirmektedir.
Ayrıca, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, takip edilen dava, takip ve işlerde tarifeye göre hesaplanacak vekalet ücretinin, yıllık avukatlık ücretinin (12 x 1.650,-TL=19.800,-TL) üzerinde olması durumunda, aradaki eksik miktar avukata ayrıca ödenecektir. Vekalet ücretinin, bu miktarın altında kalması durumunda ise, normal aylık ücret ödemelerine devam edilecek olup, avukata ayrıca bir ödemede bulunulmayacaktır.

Esas sermayesi 250.000 TL ve üzeri olduğu halde sözleşmeli avukat bulundurma yükümlülüğünü yerine getirmeyen anonim şirketlere, Cumhuriyet Savcısı tarafından, sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan 16 yaşından büyük işçiler için suç tarihinde Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nca belirlenen ve yürürlükte bulunan, asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idarî para cezası verilecektir.

• Kayıtlı sermaye sistemini kabul eden halka açık olan olmayan anonim şirketlerin kayıtlı sermaye tavanları, başlangıç ve çıkarılmış sermayeleri ne olursa olsun, avukat bulundurma zorunluluğu yoktur.

Av. Yasemin BAL

The post Anonim Şirketlerde Avukat Bulundurma Zorunluluğu first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/anonim-sirketlerde-avukat-bulundurma-zorunlulugu/feed/ 0
Parada Sahtecilik https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/parada-sahtecilik/ https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/parada-sahtecilik/#respond Mon, 17 Oct 2016 15:51:26 +0000 http://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/?p=2196 PARADA SAHTECİLİK SUÇU VE CEZASI 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ‘’Kamu Güvenine Karşı Suçlar’’ başlıklı 4. Bölümünde 197. Maddede parada sahtecilik suçu ve cezası belirtilmiştir. Buna göre; memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle sokan kişi hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır. Sahte […]

The post Parada Sahtecilik first appeared on .

]]>
PARADA SAHTECİLİK SUÇU VE CEZASI

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ‘’Kamu Güvenine Karşı Suçlar’’ başlıklı 4. Bölümünde 197. Maddede parada sahtecilik suçu ve cezası belirtilmiştir. Buna göre; memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle sokan kişi hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır. Sahte parayı paranın sahte olduğunu bilmesine rağmen kabul eden kişi ve sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi de 5237 Sayılı Kanun kapsamında cezalandırılır. Parada sahtecilik suçu, halk arasında ‘’Kalpazanlık’’ olarak da anılır.
5237 Sayılı Kanun’un 197. Maddesinde yer alan Parada Sahtecilik Suçunun faili herkes olabilir, mağduru ise kamudur dolayısıyla bu suç kamu güvenine karşı suçlar kategorisi içerisinde yer alır. Parada sahtecilik suçu; niteliği gereği seçimlik hareketli bir suçtur. Madde metninde belirtilen tedavülde bulunan parayı sahte olarak üretmek, ülkeye sokmak, nakletmek, muhafaza etmek ve tedavüle sokmak fiilleri suçun seçimlik hareketleridir. Parada sahtecilik suçu, salt hareket suçu olmakla birlikte suçun işlenebilmesi için dış dünyada bir neticenin meydana gelme şartı aranmaz. Yine sahte paradan menfaat elde edilmesi de, suçun oluşumu bakımından şart değildir.
Parada sahtecilik suçunun konusu paradır. Para; değiştirme aracı veya değer ölçüsü olarak kullanılmak üzere devlet tarafından bastırılan maden ya da kâğıt parçası olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda paranın madeni ya da kâğıt para olması veya milli ya da yabancı para olması arasında fark yoktur. Suçun konusu paranın, suçun işlenmesi bakımından tedavülde bulunması gerekmektedir. Bu nedenle; tedavülde olmayan paralar yahut antika özelliğine haiz paraların sahte olarak üretilmesi ancak dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilebilir.
Kanunda belirtildiği şekliyle parada sahtecilik suçu ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Dolayısıyla bu suç, taksirle işlenemez. Paranın sahte olduğunu bilmeksizin teslim alan şahıslar hakkında suçun manevi unsurunun eksik olması sebebiyle cezai müeyyide uygulanmaz. Parada sahtecilik suçu, kamu düzenine ilişkin olup şikayete tabi değildir; suçun soruşturma ve kovuşturması resen yapılır.
Sahte paradan söz edilebilmesi için, üretilen paranın sahteliğinin ortalama zekâya sahip bir insan tarafından beş duyu organı aracılığı ile algılanabilir olması gerekmektedir. Paranın sahte olduğunun kolaylıkla anlaşılabileceği durumlarda sahte paranın varlığından söz edilemez. Sahtecilik fiili; hileli eylem ve işlem ile kamu güveni veya kamu menfaatinin ihlaline yönelik yapılan bir işlemi ifade eder.
Para ve kıymetli damganın belirli araçlarla üretilebileceğinden bahisle kanun koyucu, paralar ile kıymetli damgaların üretiminde kullanılan alet veya malzemeyi izinsiz olarak üreten, ülkeye sokan, satan, devreden, satın alan, kabul eden veya muhafaza eden kişileri de hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırmaktadır.
Parada sahtecilik suçunun işlenmesi halinde görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesidir. Ancak paranın sahte olduğunu bilmesine karşın kabul eden kişi Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanır.

Stj. Av. Gokhan Tuoce ERHAN

The post Parada Sahtecilik first appeared on .

]]>
https://www.camaiora-avvocati-consulenti.com/en/parada-sahtecilik/feed/ 0